
Sabah erkenden kalkmış, üzerimİ değiştiriyordum ki masamın üzerinde küçük bir kağıt parçasına rastladım. Oraya onu ben koymamıştım çünkü dağınıklığı sevmeyen ben sürekli masamı temizler ve kağıt parçalarını dahi masada bırakmazdım. Annem veya babam bir not bırakmış olmalılar diye düşünmüştüm. Kağıda baktığımda babamın el yazısı olduğunu fark ettim. Kağıtta tam olarak anlayamadığım bir söz vardı; mutlu olmak için uğraş vermelisiniz.
Bu aralar aşırı derecede edebiyata sardım. Aslında bir aralar da sarmıştım ancak hevesim hemen bitmişti. Hatta hatırlarsanız "Deniz Gözlerinde Çırpındım" adlı bir hikaye yazıyordum, ne yazık ki bitiremedim ve hikaye yarıda kaldı. Ne yalan söyleyeyim, bitirmek istemedim. Sanki hikayenin bir yerlerinde hata yapmış gibiydim, içime sinmemişti.
Geçen dönem Türkçe dersi için bir hikaye yazmıştım ve o hikayenin bazı yerlerini de İsmail ağbinin yazılarından esinlenmiştim.
Hem Çağrı ağabeyin hem de Aycan ablanın beni mimlemiş olduğu "sanal bebekler" ile ilgili bir şeyler yazmaya çalışacağım çünkü ben artık halk tabirinde yeni nesildenim haliyle pek sanal bebek oynamışlığım da yok. He, madem sanal bebek oynayışlığım yok bari eskiden oynamış olduğum oyuncaklar hakkında bir şeyler yazayım :)
Bu blogu açtığımdan beri ziyaretçi sayısını umursamayacağımı kendime görev edinmiştim. Neredeyse blogumu açalı bir yıl oldu ve bu bir yıl boyunca sözümde durdum. Sadece yazılarıma yapılan yorum sayılarına bir aralar takmıştım ancak onun da üstünden geldim, umursamadım.
Eh, zaten bu blog kişisel blog! Ziyaretçiyi umursamak, yorum sayılarını dikkate almak pek mantıklı gelmez. Kişisel blogta, adı üstünde kişisel düşüncelerini yazarsın.
23 Nisan'ı seviyorum çünkü beraberinde sevinç ve tatil geliyor :) Tatilin gelmesi benim için gerçekten çok iyi oldu. Haftasonları ne kadar tatil olarak bilinse de benim için tatil değil çünkü dersaneye gidiyor, rehberliğe giriyor, etütlere katılıyorum derken sosyal aktiviteler ayıracak vakit bulamıyorum. Ancak bu hafta 23 Nisan olduğu için dört gün tatil yapmış oldum ve gerçekten yapamadığım, gerçekleştirmek istediğim fikirleri de gerçekleştirdim :)
Bazı insanlar vardır hani sürekli yabancı şarkılar dinlerler ve ilk dinleyişlerinde ezberlerler. İşte onları gerçekten çok kıskanmışımdır. Bir kere yabancı şarkıyı ezberlemeyi geç, dinleyemiyorum ki.
Dinleyememek derken şarkıdan hiçbir şeyi anlayamadığımı söylüyorum. Tamam, bazı birkaç yabancı şarkı var onları sürekli dinliyorum ve ezberledim. Örneğin Adele-Rooling In The Deep. Zaten Adele'in şarkılarını hemen hemen ezberleyebiliyor hatta çok seviyorum.
Bu ufacık tefecik bloga tam anlamıyla kişisel şeyler yazamadım, yazmaktan korktum ama blog benim blogum değil mi? Yazacağım, bu sefer içimde ne varsa yazacağım...
Günden güne ruh anlamıyla geliştiğimi fark ettim. Ne bileyim, eskiden ufak tefek şeyleri gerçekten sorun ederdim veya yenilgiyi kabullenemezdim. Artık kabullenebiliyor ve azıcık da olsa sorunları görmemezlikten geliyorum. Her şeyi görüp, kafaya takmak yerine görmeyip ve oradan uzaklaşmak bazen hatta her zaman en iyisi.
Tamam, gerçekten çok özür dilerim. Artık kendime gelmeli ve eski günlerdeki gibi sık sık yazmalıyım. Blogumu açtığım ilk günlerde ne güzel de yazıyordum değil mi? Ama şimdi neden böyle üşengeçlik yapıyorum, anlamadım ki.
Sahi blogum ilk açıldığında gün aşırı yazı yazıyordum da şimdi neden haftada hatta iki haftada bir yazı yazıyorum? Çünkü blogum ilk açıldığında yatarken de kalkarken de aklım oradaydı. "Acaba yazılarımı kimler okuyor, kimler yorum atmış olabilir, yarın ne hakkında yazı yazmalıyım?" gibi sorular sorar dururdum. Okuldan her döndüğümde ilk işim belki de bloguma yazı yazmak olurdu.
Büyük Oğlan'dan Küçük Kız'a Hediye :)